top of page

Semptom muhaliftir... dolayısıyla politiktir

Zehra Eryörük

 

  Psikanaliz sadece bireylerle ilgilenmez, bulunduğu çağın toplumsal feryatları da onun alanına girer.

 

  Modern bilimin doğurduğu kapitalist sistemin içinde doğan psikanaliz bireylerin feryatlarına cevaben meydana gelmiştir. Freud, her ne kadar psikanalizi bireyler için icat etmiş olsa da Kitle Psikolojisi’ni ve Medeniyet ve Hoşnutsuzlukları’nı tedavinin etkenlerine dahil etmiştir, çünkü öznenin semptomları toplumsal semptomlardan izole olarak düşünülemezdi.

 

  Lacan 1974’te bunu daha farklı bir biçimde açıklamıştır. Kapitalist sistemin tek amacının dünya çarkının dönmesini sağladığını, semptomun bireyde ve toplumda bir şeyin yolunda gitmediğinin habercisi olduğunu ve insanları git gide öğüten çarka çomak sokan tek şey olduğunu söylemiştir.

 

  Freud’dan bu yana semptom ister bireyin ister toplumun olsun, öncelikle susturulan bir sözün bedende veya düşüncede vücut buluşu olarak tanımlanır. İlk histeriklerden biliriz ki, yaşamın akışı kadar tabii olan ve bir o kadar da yaşamsal nitelik taşıyan talep ve arzular sansürlendiğinde, bu susturulanlar semptom yoluyla ifade biçimi bulurlar. Bu nedenle psikanaliz için semptom susturulmuş olan şeyin bir ifade biçimi ve bilinçdışı direnişi olarak tanımlanır. Semptomla ifade edilen şey duyulmadığı ve tanınmadığı sürece ısrarla tekrarlanır, tekrarlandıkça yoğunlaşır ve en sonunda yine yaşam dürtüsünün son hamleleriyle eyleme geçerek kendini gösterir. Semptomlar bir gidişata dur demenin en acil ifadesi olarak yaşam için çalışırlar. Duyulmak, görülmek ve tanınmak isterler. Bu antidepresan etkisi yapacak umut verici vaatlerle ve koşullandırıcı mükâfatlarla üstü kapanamayacak kadar acil bir taleptir.

 

  Jacques Lacan’ın 1974 konferansında Descartes’in “düşünüyorum, öyleyse varım” cogito’suna karşılık “konuşuyorum, öyleyse varım” formülünü öne sürerek yaşamın olduğu yeri özgür ifadenin olduğu yer olarak açıklamıştır.

 

  Bu nedenle daha insani bir yaşam için muhalif semptomlar her nesil için, her alanda ve her koşulda ifade işlevlerini sürdürebilmelidirler, çünkü medeniyet tarihi boyunca karanlıktan çıkış noktaları bu ifade biçimiyle olmuştur.

 

  Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmelerinin belirttiği, insanlar için en az ekmek, su kadar temel hak ve ihtiyaçlar olan düşünce, ifade ve ekonomik özgürlüklerin yaşamların merkezinde olması en tabii haktır. Bunun için bunu sağlayacak, bugünü ve geleceği garanti içine alacak demokrasi modern dünyamızın can damarıdır.

 

- Psikanalist Zehra Eryörük

EPFCL Okulu Üyesi

3 Nisan 2025

İletişim

  • Instagram
  • Facebook
  • Youtube
  • X
IF-EPFCL Logosu
bottom of page